Mülkiyet özgürlüğün sonucudur , nedeni degil

“Mülkiyet, bireyin kendi çabasıyla yarattığı değerin, zamanın ve zihinsel ya da fiziksel çabanın somutlaşmış halidir; bu yüzden önce bireyin varlığı, hür iradesi ve o çabayı ortaya koyma özgürlüğü gelir, mülkiyet de o özgür iradenin ve çabanın doğal bir neticesi olarak doğar. Eğer siyasi vb yollardan çalmadıysa!

Eğer insan kendi kararlarını alma, kendi aklını kullanma ve kendi yolunu çizme özgürlüğüne (hürriyete) sahip değilse, zaten ortaya koyduğu bir çabadan ve bunun karşılığı olan mülkiyetten de bahsedilemez.

Tam da bu yüzden, mülkiyet hakkı özgürlüğün varlık sebebi değil, özgür bir bireyin kendi ayakları üstünde durabilmesinin, kimseye muhtaç olmamasının en net neticesidir. Kendi ekmeğini çıkaran, risk alan ve üreten insanın o mülkiyete sahip olması, hürriyetinin ta kendisidir.

Eğer bir toplumda iş kurmak, risk almak ve emeğinin karşılığını almak belirli bir zümrenin, iktidar çevrelerinin ya da ayrıcalıklı bir azınlığın tekelindeyse; geri kalanlar çalışıp didindiği halde hiçbir şey sahibi olamıyorsa, o sistemde “birileri özgür, diğerleri köle” demektir.

Tarih boyunca kurulan o merkeziyetçi, devletçi ya da tekelci düzenlerin en büyük hilesi tam da budur:

  • Ayrıcalıklı Sınıf (Sistem Sahipleri): Kanunları kendi çıkarlarına göre büken, ihaleleri kapan, sermayeyi ve mülkü elinde tutanlar her zaman “en özgür” olanlardır. Risk almazlar ama kazanca konarlar.
  • Çalışan Yığınlar: Diğer tarafta ise sabah akşam ter döken, üreten ama ne mülk edinebilen ne de geleceğini güvence altına alabilen, sadece hayatta kalmaya çalışan milyonlar… Onlar için ne mülkiyet hakkı vardır ne de gerçek bir özgürlük; sadece sistemin çarklarını döndüren birer “araç”tırlar.

Gerçek ve adil bir serbest piyasa düzeni (liyakatli, özgür teşebbüs ortamı) tam da bu adaletsizliği yıkmak içindir. Mülkiyetin ve başarının doğuştan gelen bir imtiyaza ya da siyasi yakınlığa değil, bireyin kendi akıl terine, emeğine ve/veya çabasına, risk alma cesaretine bağlı olduğu bir sistem kurulmadığı sürece; birileri her zaman “diğerlerinin” sırtından geçinen o imtiyazlı sınıf olmaya devam eder.

Scroll to Top