Atatürk milliyetçiliği, mazlum milletlerin, diğer ulusları hegemonya altına alan sömürücü güçlere yani emperyalizme karşı ortak bir duruş sergilemesini gerektirir.
Yalnızca Kendi Adına Değil, Mazlum Milletler Adına Mücadele
Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’da verilen savaşın sadece milletimizin değil, Doğu’nun ve sömürge altındaki tüm “mazlum milletlerin” davası olduğunun altını defalarca çizmiştir. Kendi kurtuluşumuzu, diğer sömürülen ulusların uyanışı için bir kıvılcım olarak görmüştür.
“Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi… Türkiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği, bütün mazlum milletlerin, bütün Doğu’nun davasıdır.” — Mustafa Kemal Atatürk
Bağımsızlığın İhracı ve İlham Kaynağı
Kurtuluş savaşı ve cumhuriyet devrimi, Batılı emperyalist devletlerin yenilmez olduğu efsanesini yıkmıştır. Bu duruş; Hindistan’dan Cezayir’e, Tunus’tan Afganistan’a kadar pek çok mazlum millete “Biz de başarabiliriz” umudunu aşılamıştır. Hatta Mahatma Gandi gibi liderler, Kurtuluş Savaşı’nı kendi bağımsızlık hareketleri için bir referans noktası olarak almışlardır.
Tam Bağımsızlık İlkesi
Mustafa Kemal Atatürk’e göre emperyalizm sadece askeri işgalle olmaz. Ekonomik kapitülasyonlar, siyasi baskılar ve kültürel yozlaşma da emperyalizmin silahlarıdır. Bu yüzden Atatürk milliyetçiliği; siyasi, mali, iktisadi vb… olmak üzere her alanda “tam bağımsızlığı” savunur. Sömüren ülkelerin ekonomik boyunduruğu altına girmeyi şiddetle reddeder.
Faşizme Karşı Olan Yönleri (Neden Irkçı veya Saldırgan Değildir?)
Faşizm; kan bağına, üstün ırk safsatasına ve başka milletleri boyunduruk altına alma hevesine dayanır. Atatürk milliyetçiliği ise bu anlayışları tamamen reddeder:
- Vatandaşlık Bağına Dayanır: Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı etnik kökene veya ırka değil, siyasi ve sosyal bir birliğe dayanır. Bu sivil milliyetçiliğin (anayasal milliyetçilik) en net özetidir. Ortak bir gelecek ülküsüne inanan herkesi kapsar.
- Savunmacıdır: Faşizm, başka ülkelerin topraklarına göz diken (irredentist) ve yayılmacı bir politika güder. Atatürk milliyetçiliği ise “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle hareket eder. Misak-ı Milli sınırları içinde bağımsız yaşamayı hedefler, başka milletlerin bağımsızlığına ve egemenlik haklarına sonsuz saygı duyar.
- Akılcı ve İnsancıldır: Atatürk milliyetçiliği, diğer milletleri aşağılamaz veya kin beslemez. Aksine, çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmayı hedeflerken insanlığın ortak değerleriyle uyumlu hareket etmeyi savunur.
Enternasyonalizmden Ayrılan Yönleri (Neden Sınıfsız/Ulusötesi Değildir?)
Enternasyonalizm (özellikle Marksist yorumu); ulusal kimliklerin ve sınırların silindiği, temel bağın “sosyal sınıf” olduğu bir düzeni hedefler. Atatürk milliyetçiliği bu noktada da net bir duruş sergiler:
- Ulus-Devlet ve Tam Bağımsızlık Esastır: Atatürk milliyetçiliği, enternasyonalizmin ulusal kimlikleri eriten yapısına karşı çıkar. Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsız (siyasi, ekonomik, adli) bir ulus-devlet olarak yaşamasını en büyük öncelik kabul eder.
- Sınıf Çatışmasını Reddeder: Enternasyonalizm, sınır ötesi sınıf dayanışmasını öne çıkarırken, Atatürkçülük (Halkçılık ilkesiyle desteklenerek) milletin sınıflara bölünmesini reddeder. Toplumu birbirine düşman sınıflar olarak değil, dayanışma içinde olan, farklı meslek gruplarından oluşan bir bütün olarak görür. Bu onların çıkarları çatışamaz değildir, eğer bir çatışma varsa bir tür mülkiyet ve ekonomik demokrasi yoluyla çözülebilir.
Atatürkçülüğün ekonomide ve toplumsal yapıda temel aldığı halkçılık ve devletçilik ilkeleri, Karl Marx’ın öngördüğü “sınıf çatışması” (historical materialism/class struggle) teorisine değil; Émile Durkheim’ın ve Léon Bourgeois’nın solidarizm (toplumsal dayanışmacılık) anlayışına çok daha yakındır.